4 Aralık 2011 Pazar

Som Altından Hikaye


Anlatıyordu kendi gibi gri odada kendini, nefesi gri büyük kadın. Sessizlik içindeydi oda; oda içinde "az kişi" ve "çok kişi" vardı.
Az kişi gözlerinin içine bakıyordu sinsi tebessümlerle. Dinliyor gibi görünmek isterdi az kişi, öyle görünürdü bile bile. Çok kişi bakmak istemiyordu gri gözlere.
Ve hiç kimse dinlemiyordu.

Hapşırdı, sessizlik daha da büyüdü. Anlatmaya başlayamadı tekrar. Sessizlikten kurtulmak için som altınlarını bile hemen şimdi verebilirdi önüne gelene. Kimsenin ona "çok yaşa" demeyeceğini düşündü, kıpırdatamadı gri dudaklarını. Az kişi, imdadına yetişti ve ve dünyanın en büyük gülümsemesini geçirdi yüzüne "çok yaşayın" dedi. Ama hiç kimse içinden çok yaşa demedi. Mücevher dolu elini ağzına götürdü. Tekrar hapşırdı, yalandan.
Az kişi tekrar "çok yaşayın" dedi.

Bir gün, öleceği gün geldiğinde kuş tüyü, gri yatağındaydı. Yanında az kişi vardı, mutlu- mutsuz gözlerle bakıyordu kuş tüyü yatağa. Bazen kuş tüyü yatağa bakmaktan yorulup, gri kadının gözbebeklerine bakıyordu az kişi.

Aslında o da kuş tüyü yatağından yukarı bakarken az kişiyi değil, evinin pahalı mobilyalarını görüyordu, bütün hayatı boyunca yaptığı gibi. Onların kendiyle beraber gelmeyeceğinden korkuyordu.

Az zaman sonra gitti, mücevherlerini yanında götüremedi. Pahalı oyuncaklarını az kişiye bile vermedi. Ölümüne ise sadece annesi ağladı.

20 Eylül 2011 Salı

Mola



Yolum uzun burda da fazla kalmayacağım. Ayak izlerimi takip edersen, nereye gitmediğimi görürsün.
Nereye gittiğimi merak edersen şu anda "Sıradışı olmak için taklit yapan insanlar diyarı"na gidiyorum. "Sıradışı olmak için sıradan olan insanlar diyarı"ndan geldim.

Dünyadaki en yaşlı ve en bilge adamı gördüm. Yıllardır konuşmamıştı rivayete göre. Karşısına oturdum. Bana elini uzattı ve "Senin için" dedi. Buruş buruş ellerinin içinde ne sakladığını merak ettim ve eğildim ellerine doğru. Elini açtı yavaşça, hiç bir şey yoktu. Hem de hiç bir şey yoktu, avuç içi bomboştu, çizgileri bile yoktu. Teşekkür edince başını salladı. Sanırım bana verdiği hediye, yıllardır hiç kimse tarafından duyulmayan buğulu sesiydi.

Kulağımda sesiyle sıradaki yoluma çıktım. Seni gördüğüm iyi oldu, birine anlatmam gerekiyordu.

İmza: Sen

13 Haziran 2010 Pazar

Bordo


Söylemek üzere damağında biriktirdiğin şeyler ağzından çıkamayınca dudaklarına değdirisin şarabı. Kalbinin atışları, şarabı ışığa tuttuğunda gördüğün renktir.

Şarabın ilk yudumundaki tat, tartmana engel olur sözcükleri, sadece konuşursun ama boş değil, bordo konuşursun; yaptığın resim bordo, yazdığın yazı da...
Yazdığın yazıdaki harfler ne kadar azsa şişedeki şarap o kadar fazladır.
Şarap yine şaraptır işte, önemli olan onu nasıl içtiğindir. Belki kristal kadehlerde belki Tansaş poşetine sarılmış belki tatlı repliklerle...

Ne az, ne çok tam tadında.

Şerefe!

11 Nisan 2010 Pazar

Siyah Kedi



Çocukken, siyah kediyi gördüğümüzde kaçışıp saçımızı çekerdik. Çocukluğumun oyun evresi tamamlandıktan bu yana siyah kediyle içli dışlı olmamıştım. Görünce çevirmezdik kafamızı o kadar.

Siyah kedi, bana hep bir taneymiş gibi gelir, sanki bütün dünya üzerinde sadece bir tane varmış da ordan oraya seyahat ediyormuş gibi. Arada rastlaşıyoruz işte ama genelde hep farklı yönlere giderken karşılaşıyoruz.

Bugün yine onu gördüm, bu sefer selam verdim siyah kediye. Açık sarı gözleriyle gözlerimin içine baktı ve selamımı aldı. Uzun zamandır görüşememenin hasretiyle kucaklaşacaktık fakat yabancı gözlerin dikkatini çekeriz diye bu görüşmeyi daha nezih bir ortama daha bulutlu bir güne erteledik. Çünkü onu sadece bulutlu günlerde görüyorum. Yoluma devam ederken ardıma bile bakmadım ama onun bana bakmakta olduğunu biliyordum, klasik vedalaşmalarda olacağı gibi ayrılmışken dönüp tekrar bakışacağımızı sandı.

Kesin biraz bekledikten sonra dönüp gitmiştir o gittiğinde benim ona baktığımı sanmıştır ama bakmadım.

28 Şubat 2010 Pazar

Çocukluk Oyunlarım



Sokakta oyun oynayabilen nesle son anda yetiştim. Ama çocukluk arkadaşlarım, oyun arkadaşlarım, küçük aşklarım hepsi eski evimizin üzerinde bulunduğu dikmendeki bir sokakta kaldı.

Bazen arabanın altına sıkışmış bir top görünce o görev bana verilmiş gibi onu çıkarıyorum. Çünkü arkadaşlarımın arasında en uzun bacaklı bendim ve ne zaman top arabanın altına sıkışsa onu ordan ben çıkarırdım.

Anlatmak istediğim şu ki, ben oyun oynamak istiyorum. Bahçeye inip yan komşunun ziline basarak "Sevdaa teysee Neslihan aşşa gelebilir miii?" diye bağırasım var.

Geçenlerde anneme aşağa ineceğimi söyledim, bana salçalı ekmek yapıp migros poşetiyle camdan sallandırıp bana göndermesini istedim.Annem "buzdolabında enginar var napçaksın salçalı ekmeği" dedi.

Allahtan anormal bir okulda okuyorum, ortaokul lise bölümü falan da var, ilk buna sevinmiştim seksek, istop falan oynarım onlarla demiştim, ama onlar da ellerinde ayfonlarıyla topuklu çizmeleriyle kantinde sigara içiyor.

Arada sınıf arkadaşlarımla saklambaç oynuyoruz, o hoş oluyor.

Hadi yarın ne kadar kocaadam varsa buluşalım da piknik falan yapalım, çimlerde yuvarlanırız?

?

mızıkçırı... muzıkçıl...mızırçıl...mmızıkçılık yapma.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Sıkıcı bir günü eğlenceli yapmak

Sabah kalktın, belki çok erken kalktın belki de geç. Hava kapalı, odan soğuk, yapılacak işler önüne yığılmış, sıkıntıdan hiç birini yapamıyorsun, yapamadıkça daha çok sıkılıyorsun. Kendine gelmen lazım. Eğer "yaşıyorsan" dediklerimi yaparak belki biraz kendine gelirsin. Şayet ben bu yazıyı sana yazdım(çalıntı yapma)
Bunları sırayla ya da karışık bir biçimde hayata geçirebilirsin.

* Uyandın ya, git soğuk suyla yüzünü yıka, bünyen daha çok kızdıysa bu hareketine, onu gıdıklayarak güldürmeye çalış, yapamadıysan sıcak suyla yüzünü yıka, gönlünü al.

*Şarkı söyle, yanlız bunu yaparken banyo camının kapalı olmasına özen göster, o deliklerden apartmandaki tüm banyolara yayın yapılıyor, mesela ben komşumuzun kızının aldatıldığını söylediği şarkılardan anladım.(böğrünmek)

*Takla at, ben takla atmayı yeni öğrendim, herkes dalga geçerdi takla atamıyorum diye artık atabiliyorum, onun için canım sıkılınca takla atıyorum. Yok ezelden beri takla atabiliyordunsa yine de at ve bu dünyada hala takla atamayanların olduğunu hatırlayarak kendinle böbürlen.

*Dışarı çık, uzun zamandır biriktirdiğin parayla(tabi varsa) ekmek ve tuz al. İşe yaradığını hissediyorsun. Ben ayrıca kendimi Orhan Veli'nin şiirindeymiş gibi hissediyorum. "Eve ekmek ve tuz götürmeyi böyle havalarda unuttum, şiir yazma hastalığım böyle havalarda nüksetti, beni bu güzel havalar mahvetti"

*Kitapçı bul ve karikatür al, ama dergi değil, karikatüristlerin tüm karikatürlerinin aynı yerde olduğu kitaplardan al. Mesela Yiğit Özgür, Selçuk Erdem, Sevgili günlük(Ersin Karabulut), Otisabi(Yılmaz Aslantürk).

*Gördüğün insanların, senin karşına gelinceye kadar neler yaşamış olabileceğini düşün. Tabi bunlar komik olursa senin yararına olur. Mesela dolmuşta esneyen yaşlı bir teyzenin sabaha kadar eskrim maçı yapıp bloody mary içtiğini hayal et. Bunu hayal edemeyip gülmüyorsan okuma bu yazıyı daha fazla zamanına yazık.

*Mezdeke müziklerini bul ve göbek at, bir arkadaş çok etkili olduğunu söylemişti.

*İnsanlara sıkıldıklarında ne yapabileceklerini anlatan saçma sapan bir yazı yaz. Etkili !

3 Ocak 2010 Pazar

Pardon, gülebilir miyim?


"Şşşşt, sessiz gül, ne o öyle sokak karıları gibi?!"
Gülerim.

Sen acelen olmadığı takdirde sokaklarda koşarcasına yürümeye devam et, ama her yüz ifadesini görmeden yanından hızla geçtiğin insan, seni ölümüne bir adım daha yaklaştırıyor, ölmek için acele ediyorsun aslında. Sen, birileri yanında televizyon izlerken müstehcen sahneleri geç, ama önce beyninden sil tüm çıplaklıklarını. Sen gülme aman, gülerken ağzını kapat ki kimsenin burnuna, senin içindeki pis koku gitmesin. Bana sessiz ol de ki, bir gün sustuğunda kimse sana gülmesin. Keman sesine, "ne bu böyle gıy gıy", gitar sesine "aman ne bu tıngırtı", baterinin ritmine "kapat şu gümbürtüyü" de, ama öldüğünde helvan sadece toz şekerden olsun oldu mu?
Benim dekolteme değil, eskiden evden çıkarken eteğini nasıl kıvırdığına takıl. Herhangi bir erkekle gördüğün kızlara ad takmadan, baban evden çıkar çıkmaz kanepenin altından çıkardığın er kişiyi hatırla.

Sen, en iğrenç dizileri izlerken, fal baktırırken, Zümrüt Hanım'ın kocasını başka bir kadınla gördüğünde, altın bileziklerini takıp sokağa çıkarken, yan komşuna büyü yaptırırken, altın dişini yaptırdığında, eski kocandan nafaka aldığında nasıl güldüysen; ben de sana senin gülüşlerinin hepsinin toplamı kadar gülüyorum.

Bütün bu sözlerime karşı, bana bir dil bağlama büyü yaptırırsın, ödeşiriz.

31 Aralık 2009 Perşembe

Ben denedim, olmuyor.

Yılbaşına nasıl girersen, bir yılın öyle geçmiyor. Ben denedim. Hatta ne yaptıysam tam tersi oldu. Ben biliyorum. Olmuyor, boşuna uğraşmayın, yatın uyuyun.

Kaçan kovalanmıyor, ben denedim, kovalamadılar. Birileri kaçınca da ben kovalamadım, pek hoş birşey değil yani kim söylemişse o an kendinde değilmiş.

Üniversiteye kapak atınca gerisi kolay değil, daha zor. Bu yanlışa düşmeyin, hele o "kapak atmak" deyimi var ya o beni benden alıyor bu arada.

Balıkla süt beraber yenilmez, zehirlenirsin; ağrı kesici aldıysan içki içilmez, ölürsün... Hiç bir şey olmuyor. Ağrı kesiciyi içkiyle yutabilirsiniz bile.

Rüyalar tersine falan çıkmıyor, külliyen yalan. Ya aynısı oluyor, ya da hiç bir şey olmuyor.

Büyük lokma yiyin ama büyük konuşmayınmış peeh.. Ben büyük konuştum, bir şey farketmedi, hala konuşuyorum arada sırada.

Terli terli soğuk su için, süper bir şey. Teriniz üstünüzde de soğuyabilir, soğumayadabilir farketmez.

Denizden baban çıksa yemezsin, bu konuda açıklama yapmaya gerek dahi yok.

Yanlız şu doğru, kimseye güvenme diyorlarmış.
Haklılar bence.

28 Aralık 2009 Pazartesi

heves, istek ve sukut-u hayal üzerine

Neden bir şeye heves edince o iş olmuyor diye düşünür buluyordum kendimi hep. Cevap bulamıyordumda bir türlü.
19 yıllık kısa hayatım boyunca neye fazla heves ettiysem hepsi hüsranla sonuçlandı. Heveslenmeyeyim dedim, hayatım söndü adeta, purşamış bir salatalığa döndüm.
Daha sonra heveslenip kendime çaktırmayayım dedim, kendimi kandırdım bir nevi, kendim bana gerizekalı olduğumu söyledi. Sorun bende olmamalıydı, bu işte bir iş vardı.
Sonra kötü birşeyin olması için hevesleneyim dedim, kötü şeylere heveslendiğimde kötü şeylerin olmaya devam ettiğini gördüm, eğlendim kendi çapımda;kötü niyetli bir insan oldum çıktım. O da bana olmadı, nitekim ben iyi bir insanım dedim.
Sonunda insanların hiçbir şey için heves etmediklerini gördüm. Onlar herşeyi geçiştiriyordu. Ama mutlulardı. Ben de onlar gibi olmayı denedim ne biraz fazla ne de az. Tam kararında... Güzel şeyler olmaya başladı, eskiden olsa hevesleneceğim şeylere olsa da olur olmasa da olur diye bakmaya başladım. İşe yarıyordu.
Bu sefer insanlardan bir farkım kalmadı, bu yöntemden de kurtuldum.
En sonunda ise, bu heves işi üzerine plan kurmak kadar saçma bir şey olmadığını düşündüm, her şey olacağına varıyordu işte kıçımı da yırtsam.
Ve bunu da buraya yazayım dedim. Hiç heveslenmedim yazarken.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Garip Olmaya Çabalayan Bir Gün

beynimden bir kısmının eksik ya da fazla olduğunu düşündüm...
Uyandığımda aslında uyanmamış olduğumu farkettim, çünkü vücudumun hiçbir yerini hareket ettiremiyordum. Zar zor serçe parmağımı yerinden oynattım, felç olmuş olabileceğimi düşündüm ama hiç korkmadım ve telaşlanmadım. Dakikalar ilerledi ben de sonunda vücudumu bulabildim, ama sanki bir kısmını hala bulamamıştım, ayağa kalktım,aynaya baktım yüzümde herşey yerindeydi, beynimden bir kısmının eksik ya da fazla olduğunu düşündüm ve yavaş hareketlerle yatağıma yattım. Evde neden ses olmadığını düşündüm, çünkü iki aydır evde tek başıma kalıyordum. Yorganı başıma geçirdim, ama nefesim daraldığı için kalkıp yatakta oturdum. Sanırım bir saat kadar o pozisyonda yatakta oturdum, o süre içerisinde aklımdan hiç bir şey geçmemiş olması beni şaşırttı ve bugünün iyi bir gün olmayacağını düşünmeye başladım.

Kafamın tam ortasında hissettim soğukluğunu
Kötü düşünceleri aklımdan kovmaya çalıştım, her kötü olduğum zamanda yaptığım gibi penceremi açtım sonuna kadar, rüzgar yağmur damlalarını odama taşıyordu, beni de odadan götürmek istiyordu. Ben de isteğini yerine getirmek istedim ve ayağa kalktım. Ve kendimi dairemizin kapısında buldum. Arada geçen sürede naptığımı unutmuştum. Ayaklarıma baktım, ayakkabım vardı; evin anahtarını bile almıştım ama üstümde ince bir penyeden başka hiçbir şey yoktu. Asansörü çağırdım ama binmedim merdivenleri indim. Dışarı çıkar çıkmaz balkonun kenarından damlayan koca bir su damlası selamladı beni. Kafamın tam ortasında hissettim soğukluğunu, damladığı yerden 5-6 parçaya ayrılarak kafatasımı sarıyormuşcasına aşağıya kaydı damlacıklar. Ürpermedim.

Evren bana bir şey anlatmaya çalışıyordu
Karar verdim neden dışarda olduğuma. Yanyana duran iki arabanın plakası benim adımı oluşturmuştu. Evren bana bir şey anlatmaya çalışıyordu, ya da birşey vermek. Kafamdan böyle bir düşünce kurduğum için kafayı yemiş olabileceğimi düşündüm. Ama garip bir şekilde herşeyden bir anlam çıkarmaya çalışıyordum. Sanki ağaçların gözü seyriyordu, birşeye sinirlenmiş olabileceklerini düşündüm, yağmur damlalarının düşerken pek mutlu olmadıklarını hissettim, toprakla değil toprağın kokusuyla bütünleşmek istiyorlardı. Hadi dedim, birşeyler olsun, biliyorum boşuna çıkmadım dışarı...

Postacı bana baktı ve bıyığını burdu...
Bir şey olmadı. Cebimdeki anahtarları şıngırdatarak eve doğru ilerlemeye başladım. Postacı bana baktı ve bıyığını burdu, sinirlenmedim. Saçmalıyorum dedim içimden, hiçbir şey olmayacak. Apartmanın kapısına geldim kafamı istem dışı sola çevirdim. Posta kutusu!
İşte bu! Bunun için dışardayım.

Mürekkebin çok az bir kısmı dağılmıştı...
Ucu dışarda beyaz bir mektup sanki beni bekliyordu. Kredi kartı ekstesi olmamasını umarak onu elime aldım. Doğruydu hislerim, delirmeyecektim. Mektup benim içindi. Üstünde sadece adım ve soyadım yazan beyaz bir mektup. Mürekkebin çok az bir kısmı dağılmıştı, bunun gözyaşı ya da yağmur olabileceğini düşündüm ama mektubun başka bir yerinde yoktu. Hemen oracıkta açmak istedim, zarfın kapakçıkları birbirine yapıştırıldığı için özenle yırttım.
İçinden bembeyaz ve bomboş bir A4 kağıdı çıktı. Tüm apartmanın duyacağı şekilde kahkaha attım. Asansöre bindim, aynaya baktığımda tek kaşımın havada olduğunu gördüm.
Odama girdim, penceremi kapattım ve yatağıma yattım.

20 Aralık 2009 Pazar

espri yaparken dikkat edilmesi gereken hususlar

Uyarı: Bu yazıyı içinizden okuyorsanız dahi, kalın bir tondan ve ciddi bir şekilde okuyunuz.


1.ZAMANLAMA:
Espri yaparken en çok dikkat edilmesi gereken şey, zamanlamadır. Espriniz ne kadar can alıcı ve komik de olsa kötü bir yerde yapılırsa, ziyan olur. Örneğin, espri yapacağınız zaman, ortamda üzgün ya da sinirli bir insan olmamasına özen gösterin. Bu gibi ortamlarda espri yaparsanız, hiç tepki almayabilir ya da aşırı tepki alabilirsiniz.
Espriyi sohbet esnasında ne zaman yaptığınız da çok önemlidir. Çok kalabalık ve sesli bir ortamda espri yapacaksanız sesinizi yüksek tutmalısınız, yani sesiniz herkesin sesini bastırmalı. Ama bu maddeyi uygularken esprinizin gerçekten çok iyi olmasına dikkat edin, yoksa kalabalığı sesinizle bastırmışsınızdır, herkes sizi duyar ama kimse gülmez işte o zaman ortamdan derhal koşarak uzaklaşın. Esprinin nasıl bir reaksiyon vereceğini bilmiyorsanız sesinizi düşük tutmak daha iyidir, sizi yalnızca etrafınızdaki 1-2 kişi duyar, kötüyse sadece onları kaybetmiş olursunuz, iyise onlar tarafından baş tacı edilirsiniz ve espriniz 2 dk içinde masaya yayılmış olur. Yani bir nevi deneme yöntemidir. Kurtarıcıdır.

2.KOMİKLİK KATSAYISI:
Bazen aklınıza bir espri gelir, size göre iyi olabilir, ya da soğuk olabilir ya da bilmem ne... Aklınıza gelen her türlü espriyi güzelleştirebilir, tepkilerinizle büyütebilir, reaksiyonu aşağıdaki bazı alt başlıklarla arttırabilirsiniz.

a) Espriye-Fıkraya hazırlık: Bir espri yapmak ya da fıkra anlatmak istediğinizde insanlara "şimdi bir espri yapacağım, çok komik- bir fıkra anlatacağım çok eğlenceli" şeklinde ön açıklamalarda bulunmayınız. Çünkü insanların beklentilerini arttırmış olursunuz. İnsanları hazırlıksız yakalamalısınız. Karşılarına ne çıkacağını bilmemelidirler. Çok güzel bir fıkra anlatacağınızı söylerseniz, karşınızdakiler çok iyi bir şey anlatacağınızı düşünmeye başlar, ve anlattığınız iyi değilse "bu muydu yani komik peeeeh" şeklinde tepkiler alırsınız.

b)Mimikler- jestler: Tüm insanlar hareket eden ve ses çıkaran şeyleri izlemeye bayılırlar. Espri yapacağınızda ya da fıkra anlatacağınızda kendinizi izletmeniz gerekmektedir. Bunu mimiklerinizle(duygu içeren yüz hareketleri) ya da jestlerinizle(el- kol hareketleri) sağlayabilirsiniz. Örneğin iğrenç birşeyden bahsederken yüzünüzü buruşturmanız, sizi şaşırtan bir şeyden bahsederken gözlerinizi açıp kaşlarınızı kaldırıp hızlı ve hareketli bir ses tonuyla olanları anlatmanız sizi izletecektir. Ya da biriyle ilgili birşey anlatırken, onun taklidini yapmanız etkili olacaktır. Taklit ederken onun en dikkat çekici özelliklerini seçin.Esprinize çok güvenmiyorsanız bu gibi taktiklerin arkasına saklanabilirsiniz.

c)Tavır ve Doğallık: Başınızdan geçen komik bir şey anlatırken fazla gülmeyin, sanki komik birşey anlatmıyormuş gibi davranın. Çünkü insanlar, komik olan olaya değil, duruma gülmeyi severler. Bundan kastım, yanlışlıkla merdivenlerden yuvarlanan ya da ayağı kayıp düşen insanlara istemeden de olsa güleriz, ama düşen insan sizi güldürmek için yapmacık bir şekilde düşer ve düşerken gülerse ona gülmeyiz. Yani espri yaparken sanki o anı yaşıyormuşcasına doğal bir şekilde anlatın. Örneğin, patronunuzu sekreterle sevişirken gördüğünüz anda gülmüyordunuz değil mi?

3.SOĞUK ESPRİLER:
Hepimizin aklına zaman zaman iğrenç espriler gelmiştir. Ve nedense bunun iğrenç karşılanacağını bile bile soğuk espri yaparız. Yalnız bu tür esprileri yaparken, iğrenç bir espri yaptığınızın farkındaymışsınız gibi yapın. Çünkü gerçekten böyle espriler yaptığınız düşünülürse, dünyanın en komik esprilerini yapsanız bile"soğuk espriler yapan biri" olarak anılırsınız. Bazen farkında olmadan iğrenç espri yaparız, bu gibi durumlarda kötü reaksiyon alacağınızı anladığınız an, esprinin sonuna "deeermişim" ya da "böğğğğh" gibi nidalar eklemeniz aslında iğrenç espri yapmadığınızı açıklar.
Ama yine de bu tür esprileri kullanmamaya dikkat edin en azından "Sana Erman'ın selamı var-hangi Erman? Spiderman; Hasan-Florasan; Ceren-Tenceren" gibi esprileri...

Bütün bunlara rağmen hala espri yaparken iyi reaksiyon alamıyorsanız, bir daha espri yapmayın. Ciddi bir insan olarak insanların beyninde yer etmek de hoştur.

19 Aralık 2009 Cumartesi

gülüşlerine göre insan türleri

1. Gülerken koca göbeğini hoplata hoplata gülen insanlar: Genelde temiz yüzlü, tatlı insanlardır. Cana yakındırlar. %67 sinin dişleri takmadır. Fakat sinirlenince çok çabuk parlarlar. Olmadık şeylere ağlayan tipler de olabilir aralardında.

2.Gülerken ağzını bile açmadan ve ses çıkarmadan sadece :) diye gülen insanlar: Bu insanlar ne kadar komik bir olay olursa olsun sadece yüzlerine gülücük maskelerini takarlar ve öyle gülerler. Kalabalık bir masada, çok çabuk dikkat çekerler. Çünkü masadaki diğer insanlar feci komik bir şeye hep bir ağızdan "rooooaaarrr" giye gülerken o bir köşede sadece tebessüm etmektedir. İşte o masadaki en kötü niyetli insan odur. Genelde içinden "hah-hah çok komik di mi gerizekalılar" şeklinde cümleler geçirir, tebessüm ederken. Gülmediğini anlayan biri ona "noldu kardeş moralin mi bozuk" der ve o da ilk defa ses çıkararak güler ve "yok yahu nolsun takılıyoruz" der. Bu tip insan türü acilen postalanmalıdır. (not: bu insanlar genelde el sıkışırken elinizi kavramazlar bile)

3. Gülerken ağzını yırtacak kadar açan fakat, gülme sesi olarak boğaz hırıltısını kullanan insanlar:
Bu insanlar genelde çok eğlenceli insanlardır. Ota boka gülerler ve karşısındaki insanları da çok güldürürler. Kendinden emindirler. Söyledikleri her söz içtendir. İnsanların gözlerinin içine bakarak konuşurlar. Bu insan nerdeyse, orada hoşluk vardır.

4. Gülerken, yanındakini tırmalayan-sıkan, yakınında insan yoksa türlü cisimleri tekmeleyen insan tipi:
Bu insanlar, dikkati üzerine çekmeyi seven insan şeklidir. Hayatı dalgaya alan tipler olarak görünseler de aslında geçmişte hayatın tokadını yemişlerdir. Ortalığı yıkmaları, o anı doyasıya yaşamak istediklerini gösterir. Bu gülme stili kullanan insanın gerçekçi olup olmadığını şu şekilde anlarız. Gülerken gözleri yaşarıyor hatta ağlıyor ve gülerken kıpkırmızı oluyorsa o insana hemen sarılınız.

5.Bu gülme tarzı, kadınlarda tizzzz bir kahkaha, erkeklerde duvar inleten bir gürültü şeklinde görülür: Kahkaha sahibi genelde ortamdaki tüm gülme seslerini bastırır. Bir mekanda oturuluyorsa mutlaka başka masalar masanıza tip tip bakar, ve bu zat-ı alinin arkadaşları kendisine sürekli "yavaş gül lan/kız" derler. Bu insan türü gülerken aynı anda etrafı kolaçan eden bakışlar fırlatır. Emin olun ki o bakışların anlamı kaç kişinin ona baktığını saptamaktır. Eğer az kişi bakıyorsa, bir daha ki espride iyice kıçını yırtar. İşte bu insanlardan gani gani kaçınız. Egolarından ölmek üzere olan insan tipiyle karşı karşıyasınız. 3. kez "yavaş gül" dediğiniz takdirde egolarını üstünüze kusabilirler.
*Dip not: bu gülme stili, daha kişilikleri ve aynı zamanda gülmeleri oturmamış, hep kendisinden büyük insanlarla takılan zatlarda görülebilir. Büyüyünce ya madde 3'e ya da bu maddedeki abi-ablalarına dönüşürler.